Umre ibadeti, Kur’an ve sünnet çerçevesinde yerine getirildiğinde manevi değeri yüksek bir ibadettir. Ancak zamanla bazı yanlış inanışlar ve kulaktan dolma uygulamalar Umre ibadetinin içerisine karışmıştır.
Bu yazıda Umre sırasında sıkça karşılaşılan, ancak dini dayanağı olmayan yanlış uygulamalar ele alınarak, doğru bilinen yanlışlar net bir şekilde açıklanmaktadır.
En yaygın yanlışlardan biri, her tavaf şavtı için özel ve belirli duaların okunmasının zorunlu olduğu düşüncesidir. Oysa tavaf sırasında kişi, dilediği duayı edebilir, Kur’an okuyabilir veya sessizce zikir yapabilir.
Ezberlenmiş dua kitaplarına bağlı kalmak zorunlu değildir; samimi niyet ve içtenlik esastır.
Kâbe’ye, Hacerü’l-Esved’e veya duvarlara dokunmanın Umre’nin kabulü için şart olduğu düşüncesi doğru değildir. Kalabalıkta bu tür davranışlar hem tehlikeli olabilir hem de başkalarına zarar verebilir.
Hacerü’l-Esved selamlanır; ancak ulaşmak mümkün değilse uzaktan işaret etmek yeterlidir.
Safa ile Merve arasında yapılan sa’y ibadetinde, yalnızca yeşil ışıklar arasında erkeklerin hafif tempo ile yürümeleri sünnettir. Yaşlılar, kadınlar ve sağlık sorunu olanlar için koşmak zorunlu değildir.
Kişinin gücü yettiği ölçüde ibadet etmesi esastır.
İhramdayken konuşmak, gülmek veya günlük ihtiyaçlar hakkında iletişim kurmak yasak değildir. Asıl yasaklar; ihram yasakları olarak bilinen fiillerle sınırlıdır.
İhram, suskunluk değil; bilinç ve edep halidir.
Bazı Umre ziyaretçileri, başkalarının yaptığı her davranışı birebir uygulamak zorunda olduğunu düşünür. Oysa Umre ibadeti, temel şartlar yerine getirildiği sürece kişisel dua ve niyetlerle zenginleşir.
Taklit değil, bilinçli ibadet esastır.
Umrede yanlış bilinen uygulamalardan kaçınmak, ibadetin ruhunu korur ve manevi huzuru artırır. Güvenilir kaynaklardan bilgi almak ve rehber yönlendirmelerine uymak bu süreçte büyük önem taşır.
Bilinçli şekilde yapılan bir Umre, kişiyi hurafelerden uzaklaştırır ve ibadetin özüne yaklaştırır.